|
BİZİMLE, BİZİM KOĞUŞTA
İKİ SAAT GEÇİRMEYE VAR MISINIZ?
Murat Atak- Rejisör
Gülecek,
eğlenecek, üzülecek, yorulacak ama hiç sevinemeyeceksiniz...
Var mısınız?
Bu güne kadar bu şahane eser kim bilir kaç kez
sahnelendi ve hepsi de başarı ile sergilendi.
Ama bizimki bir ilk!
Üstelik Ekin Tiyatrosu’nda ikinci ama bizimki bir ilk!
Büyük usta’nın meşhur “YAŞAR”ı
bu kez 10 erkeğin eline düştü!
Olur mu olmaz mı derken kavga dövüş, şenlik
şadımanlık, yapa boza, ama çok eğlenerek,
tam bir birlikle Yaşar’ı bir
kez daha yaşatmak istedik ve hadi biraz yapılamayanı
yapalım, denenmeyeni deneyelim dedik; gerçekten depodaki
iki kalas ve içimizdeki bir hevesle Ekin Tiyatrosu’nun
fedakar ve cefakar aktörlerini kapattık bir cezaevine.
Her prova günü yeni bir mutluluk, yeni bir fikir, yeni
bir yatırımla daldık Yaşar’ın
derinliklerine.
Gerçek mekanlardan, gerçek kostümlerden kaçmak
geldi içimden hep.
Burası bir cezaevi idi.
Üstelik Adem Babalar Koğuşu.
Eh, Allah ne verdiyse ( ya da ceza evi müdürlüğü)...(ya
da patron)... J
Onunla oynadık, onunla yaşadık, onunla yaşattık
Yaşar’ı
Sevgili Ekin 15. yılını kutlarken geçen
zaman içinde bu benim Ekin Tiyatrosu ile üçüncü
buluşmam.
Polisler, Serçe Parmak ve şimdi de Yaşar Ne Yaşar
Ne Yaşamaz.
Her oyun benim için yeni bir derya oldu bu güzel insanlarla.
Ankara’da iyi ki varsın Ekin ve çok teşekkür
ederim sevgili oyuncular, asistanlar...
Müziği, dansı, ışığı,
sahneyi düzenleyenler, teknisyenler ve bütün görevliler
ve “Millet dediğin biziz oğlum, biz”i
bize bir kez daha hatırlatan sevgili Aziz Nesin.
Yaşar, yaşar mı yaşamaz mı
size bağlı!...
Haydi; şimdi Anadolu’nun Ekin zamanı...
Haydaaaaaaa.
Perde.
YAŞAR YAŞAMAZ
VAROLMAK MI YOK OLMAK MI?
İŞTE BÜTÜN SORUN BU!
Doç. Dr. Semih
ÇELENK
Bir gazete kesiği. Kesip
saklamışım. Bir-bir buçuk yıl önce
Radikal’in ana sayfasında çıkmıştı.
Haberin başlığı: “Bu Adam Kim?”
1999 yazında Kanada’da
Toronto Hastanesi’nin önünde burnu kırılmış
bir adam bulunur. Adı sorulduğunda eski Alman krallarından
birinin adı olan Philip Staufen adını verir. Hatırladığı
ikinci şey ise doğum tarihidir: 7 Haziran 1975. Üzerinde
hiç bir kimlik yoktur. Staufen’e konulan tanı
bütüncül hafıza kaybıdır. Geçmişine
yönelik hiç bir şey anımsamamaktadır
ve işin tuhafı uzunca bir süre tüm ilanlara
rağmen onu tanıyan kimse de çıkmaz. Anlattığına
göre nüfus kağıdı olmadığı
için yasal olarak çalışamamaktadır,
sigortası yoktur ve dilencilik yaparak yaşamını
sürdürmektedir. Dil uzmanları konuşmasından
onun İngiltere’nin Yorksire bölgesinden olduğuna
kanaat getirirler. Staufen kim olduğunu bulabilmek için
İngiltere’ye gitmek ister. Ancak kim olduğunu
kanıtlayamadan kendisine pasaport verilmez.
Üzerinde çalışmak
için sakladığım bu gazete haberini daha
sonra ayrıntılarıyla araştırdım
ve izini sürdüm. Olay, şimdi burada ayrıntılarına
giremeyeceğim denli dallandı budaklandı. Kimlik
karşıtı hareketlerden, azınlıklara, mültecilere
kadar herkes Staufen’e sahip çıkmaya çalıştı.
Hatta Fransa’dan birileri Staufen’e eşcinsel
dergilerinde poz veren bir porno yıldızı olduğunu
fotoğraflarla kanıtlamaya çalıştı.
Staufen ise şimdilik geçici izinlerle Kanada’da
yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
Buna yaşam denilirse tabi,. Modern dünyada her şey
kimlikle, kayıtla, evrakla ilgili olduğundan hiç
bir zaman gerçek anlamda varolmayacak. Modern dünyada
kimliğiniz, kaydınız yoksa yoksunuz. Varolduğunuzu
kanıtlayamıyorsunuz. Fiziken varolmanız hiç
bir anlam ifade etmiyor.
Aziz nesin usta yıllar öncesinden
Türkiye’deki kara kaplı bürokrasinin parodisini
yapmıştı Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
oyunuyla. Oyun yazıldığı yıllarda televizyon
filmi olarak da çekilmiş ve büyük ilgi görmüştü.
Nedense Philip Staufen olayını okuduğumda Yaşar
Yaşamaz geldi aklıma... Aziz nesin usta yıllar
öncesinden modern dünyaya ait bir sorun görmiş
ve kaleme almıştı sanki. Tbi ki alaturka haliyle...
Bizim bürokrasimizin hantallığına
ve kara kaplı Nizami’ler üretmesine vurgu yapan
Aziz Nesin’in bu başyapıtı şimdi çok
önemli bir evrensel gerçekliğe de parmak basıyor.
“Tam Aziz Nesin’lik” dediğimiz olaylar
dünyada da oluyor demekki artıki Philip Staufen olayı’ndan
sonra bence bu oyunun önemi evrensel ölçekte
artımıştır. Yaşar Yaşamaz’ın
youn olarak batı dillerine çevrildiğine dair
bir bilgim yok ama eğer çevrilmediyse, derhal çevrilmeli...
Staufen olayından sonra bunu bir çok tiyatronun sahnelemek
isteyeceğine inanıyorum.
Modern dünyayı vareden
kayıt sistemi, şifreler, kullanıcı adları,
hesap numaraları, kodlar, kimlikler, pasaportlar, evlilik
cüzdanları, ehliyetler, banka kartları, hesap cüzdanları,
nüfus suretleri, ilmuhaberler, ikametgah senetleri, sabıka
kayıtları rahatlıkla yaşamayan birini sanal
olarak yaşıyor olarak gösterebilir ya da yaşayan
birinin tüm kayıtlarıyla birlikte yaşamdan
silinebilir. Ve bu modern dünyada yeni bir ölüm
şekli olabilir. Fiziken varolmamız hiç bir şeyi
kanıtlamaz. Kara kaplı yalan söylemez ya! Tıpkı
Yaşar’ın durumunda olduğu gibi, tıpkı
Philip Staufen’in durumunda olduğu gibi.
Yaşar Yaşamaz’ın
gülünüp geçilen durumu ötesinde bu
yüzden bir kara mizah yatmaktadır. İnsanın
gülmesini yüzünde donduran, çağımıza
ait çetrefil bir tragedya da diyebiliriz buna. Shakespeare
de yıllar öncesinden aynı soruyu sormamış
mıydı bize: Varolmak mı yokolmak mı? İşte
bütün sorun bu!
ANKARA EKİN ONBEŞİNCİ
YILINDA...
Faruk GÜVENÇ- Kurucu
Ankara Ekin bu yıl onbeşinci
yılına basıyor.
Artık bir gelenek oldu, sizlere her oyun broşürünün
arka kapağından seslenmek...
Sıkıntılarımızı, dertlerimizi, tasalarımızı
sizinle paylaşmak.
Şöyle bütün broşürleri
önüme koyduğumda çarpıcı bir gerçek
ortaya çıktı...
Biz yıllarca bu sayfadan sıkıntılarımızı
paylaşmışız sizinle... yaşadığımız
engellemeleri, yasaklamaları sayıp dökmüşüz
bir bir...
Olanaksızlıkları, ekonomik krizleri, ihanetleri...
Yani, açıkçası iç karartıcı
bir manzara...
Oysa ki Ankara Ekin Tiyatrosu bugün onbeş yaşında...
Mutsuz olmamız için bir neden yok...
Geride bırakılan bunca yıl, bütün yorgunlukları
sıkıntıları bir anda unutturuveriyor...
Oyunların sonundaki o içten alkış...
Her şeye rağmen ayakta olmak ve bu güzelim ülke
için, insanlar için sanat üretebilmek...
Mutluluklarımızı göremiyor muyuz ne?
Acılarla yoğrulan ve küllerinden doğan bir
toplumuz biz; belki de ondan...
Oysa ki umudumuzu diri tutacak, bizi mutlu edecek ne çok
şey var yaşadığımız...
Biz ne şanslıyız...
Bütün kültürlerin kaynaştığı
bir coğrafyada, onlarca uygarlığın mirasını
taşıyarak yaşıyoruz.
Yaratıcı, zeki ve içten insanlarımız
var...
Belki de dünyanın en genç nüfusuna sahibiz...
Sanatı, kültürü, eğitimi belki yeni yeni
keşfediyoruz ama umudumuz var...
Evet, bu kez bu sayfadan bardağın dolu tarafını
görmek istiyoruz...
Yoksa niye sanat yapalım ki... Bunca sıkıntı
neden çekilir ki... Tabi ki mutlu olmak için...
Bir kez daha düşündük ki, biz her şeye
rağmen seyircimizle, sizinle çok mutluyuz...
“Yaşar Yaaşamaz”, şimdi aramızda
olmayan, bizleri gülümseyerek gökyüzünden
seyreden Savaş Yurttaş’ın anısına
yeniden bir sahneleme. Aziz Nesin ustanın dünya çapındaki
bir başyapıtı... Hiç bir zaman geçerliliğini
yitirmeyecek bir mizah şaheseri...
Beğeneceğinizi umuyoruz...
İyi seyirler...
|
Yazan
Aziz NESİN
Rejisür
Murat ATAK
Müzik Beste
Timur SELÇUK
Müzik Düzenleme
Kemal GÜNÜÇ
Dans Düzeni
İhsan BENGİER
Dekor - Giysi
Kenan ÜRÜT
Işsk Tssarsmı
Osman KOÇAK
Reji Asistanları
Bahar SAVUMLU
Rahia BAŞARAN
Yiğit YILMAZER
* * *
ROL ALAN SANATÇILAR
Ayhan AHISKAL
Nihat BÜYÜKTÜRİCOĞLU
Bülent YILDIRAN
Şinasi ŞIRAMAN
Kutlay AKBAL
Cevat DUMAN
Altan ALKAN
Tuna ÜLMAN
Cihan KAPLAN
Alaattin SAKAR
|
|