Dynamic Drive DHTML Scripts- Ajax Tabs Content script
SON MAHKUM
10. YIL
ÇIKTIK AÇIK ALINLA ON YILDA HER SAVAŞTAN...


Genç Adam, ağaçların upuzun bir çizgi oluşturduğu, engebeli, yıkılmış binaların enkazlarıyla küçülen daracık bir yolda yapayalnız yürüyordu. Yorgundu. Yaralıydı. Kan kaybediyordu. Ama o ufkun ardındaki ışıltılı menzile ulaşmalıydı. Birden durdu. Sonra, yüzünde yorgun bir gülümsemeyle dönüp usulca ardına baktı. İhanetleri düşündü... Dostlukları... Yalnızlıkları... İtilmişlikleri... Zorbalıklan... Bir türlü üzerinden eksik olmayan o ceberrut kınında saklı Domokles'in kılıcını... Düşleri de dahil onu gittiği hiçbir yerde yalnız bırakmayan, düşlerini bile kabusa çeviren, her tökezlediğinde ellerini ovuşturan, her güçsüz kaldığında başına leş akbabalar gibi üşüşen karanlığı düşündü... Yollar ve yıllar birbirine kavuşmuştu artık... Yollar ve yıllar birbirini büyütmüştü. Dizleri titriyordu.Bir an toprağa oturdu, kapadı gözlerini... Yüzler geldi gözünün önüne; gülen, ışıltılı gözler... Uzaklarda bir yerlerde onun getireceği soluğu, sesi bekleyen yüzler. ..Onun anlatacağı öyküleri paylaşmak isteyen insanların güzel yüzleri... Yorgun bacaklarıyla yeniden doğruldu yerden ve son bir kez o kederli gülümsemesiyle baktı ardına ve sonra hızlı adımlarla yürüdü yeniden o utkun ardında gizlenen ışıltılı menzile doğru...
Yolları kendine mesken edinmiş bir tiyatro, katettiği yollarla birlikte yılları da geride bırakıyor işte... Bundan on yıl önce, "Biz bu İhtilali Niye Yaptık? Netekim" ile, ülkenin üzerinden geçmiş bir ceberrutluğun parodisini yaparak çıkmıştı Ankara Ekin yola... Daha sonra alaturka liberalizmin bayraktan T.Ö.'yü anlatan "Alışamadım"ı oynadı. Ankara Ekin'in amacı, onurlu bir yaşamdan, insandan yana tavır alarak, güncele müdahale eden bir tiyatro; yararcı bir tiyatro yapmaktı.Sonra hangi oyunlar gelmedi ki ardından, "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz", "Yüzsüz", "Sağırlar Söğüşmesi", "Çirkin Kral", "Günün Adamı", "Mektep", "Külrengi Sabahlar", "Memleket Hikayeleri", "Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü", "Hasret" ve "Son Mahkum"...

Dile kolay geliyor söylemesi "On Yıl!" Ama neler yaşanmadı ki, bu ince, uzun, engebeli yolda... Neler yaşanmadı ki? Ankara Ekin Tiyatrosu'nun bu kısa tarihi bir bakıma ülkemizde, yasaklamalar, baskılar ve engellemeler kıskacında tiyatro yapmak isteyen herkesin tarihinin de kısa bir özeti sanki... Bu on yılda yaşananlar, komedisiyle trajedisiyle apayrı bir oyun repertuvarı sanki.
"Biz Bu İhtilali Niye Yaptık? Netekim" oynamadan yasakdandı, sonra aklandı. 1991 Körfez Savaşı tiyatroyu şöyle bir salladı. Ankara Ekin bu hafif ölçekteki sarsıntıyı ufak sıyrıklarla atlattı. Ama ardından gelen 1994 ekonomik tedbirleri ve bunu izleyen kriz tiyatroyu enkazın altına itti. "Memleket Hikayeleri" adlı oyun REFAHYOL hükümeti döneminde tam 47 yerde yasaklandı. Ankara DGM Başsavcılığı tarafından, 3713 sayılı kanunun 8. maddesi; 5442 sayılı kanunun 11/C maddesi; 2559 sayılı kanunun EK-l maddesi; 2911 sayılı kanunun 17. maddesi ve Olağanüstü Hal yasası'nın 11/H maddeleri ile suçlandı. Açılan tüm idari davalardan üstelikte bilirkişi raporlarıyla aklandı. TBMM'de bu yasaklamalarla ilgili yazılı ve sözlü soru önergeleri verildi. Ama yasaklamalar, engellemeler ve baskılar sürdü. "Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü"de mahkeme kararıyla yoluna devam edebildi. 1997 yılında Sanat Kurumu tarafından
"tiyatro sanatına katkılarından" ötürü, "Seçici Kurul Özel Ödülü" ile ödüllendirildi.
Şimdi, Bu on yılın ardından, o engebeli, ince, uzun yolda yürümeyi sürdürüyor Genç Adam.Yepyeni yüzlerle, inançlı, yeni soluklarla buluşacağını biliyor. Onlarla bu tehlikeli yolda birlikte yürümek istiyor. Yeni yeni öykülerini bekleyen, o uzaktaki ışıltılı yüzlerle buluşacağını biliyor. Ve kararlı adımlarıyla o güzelim marşı mırıldanarak yürüyor: "Çıktık Açık Alınla On Yılda Her Savaştan"

Yrd. Doç.Dr.
Semih ÇELENK
Öğretim Üyesi


Soru:Tüm insanlar polis olduğunda
tutuklayacak kim kalır?..
.

"Bir düşün", der Zemiatin'in Biz adlı romanında Benafactor, "O ikisine, cennette, bir şans verildi; Özgür olmadan mutluluk, ya da Özgür mutsuzluk. Üçüncü bir alternatif yoktu. O salaklar özgürlüğü seçtiler, ve ne oldu? Yüzyıllardır zincirlerim arar dururlar"

Benafactor'a göre insanlar mutlu olmak için, özgürlüklerinden fedakarlıkta bulunmalıdırlar. Çünkü Özgür olmak, insanı mutsuzlaştırır. O yüzden insanlar, özgürlüklerinin tamamını ya da büyük bir kısmını sınırlayacak bir otoriteye boyun eğmeye razı olurlar. Böylece, düşünmek zorunda kalmazlar. Otorite onlar için düşünür, karar verir ve uygular.
Düşünmek, zararlıdır. Düşünen insan yaşantısını sorgular; ne kadar refah içinde yaşadığı önemini kaybeder, önemli olan, nasıl yaşadığıdır. Bir köle efendisi, çok rahat bir yaşam sürmektedir ama, bu yaşantı doğru mudur? Böylece düşünen insan, önce kendi hayatını sonra tüm toplumu ve sistemi sorgular. Sorgulama, sonucunda doğruları, yanlışları, ve acıyı getirir. Çünkü bir çözüm gereklidir. Düşünen insan öyle bir noktaya gelir ki, tüm çıkışları kapanır. Devlet, örgütlü iktidar, kral, imparator, başkan... Tüm bu tanımlar, böylesi bir 'düşünmeme' isteği yüzünden doğurulur. İnsanlar, kendi özgür iradeleriyle, bir yöneten kesimin emirlerine boyun eğer. Böylece sorgulamaz ve mutlu olurlar.
Devlet bir araçtır. İnsanların özgürlüğüyle beslenir, ve onlara mutluluk verir. Onlara güvenlik sağlar, ve gelecek kaygılarını ortadan kaldırır. İnsanlara belli statülerin çok özel haller aksinde değişmeyeceği garantisini verir.
Ancak açtır devlet, eğer engellenmezse, yetinmez. İnsanlara daha fazla mutluluk verme vaadiyle onları daha da köleleştirmek ister. Öyle ki bir süre sonra, devlet, bir amaç oluverir, insanlar unutulur. 'Ben' kelimesi, 'Biz' olduğu anda, birey, toplum içinde eriyip yok olduğunda, devlet amaç olmuştur artık. O andan sonra konumunu korumak için her şeyi yapmaya hazırdır. İnsanlara güvenlik sağlamak için bir araç olması gereken 'polis' teşkilatı, sistemin bu açlığının bir amacı oluverir. Devlet, bir 'polis devleti' halini alır. O andan sonra, düşünme ve özgürlük kelimeleri unutturulur. Egemen, insanlar için düşünür. Tüm insanlar, yukarıdan aşağıya doğru bir emir-komuta zincirine dizilir ve söylenenlere itaat eder. 'Polis devlet' ütopyası, tüm insanları polis ya da yarı-polis haline getirdiğinde, amacına ulaşmış olacaktır; 'refah toplumu'. Düşünemeyen, sadece itaat eden bir sürü. Ya da oyundaki Emniyet Genel Müdürünün sözleriyle; "Tepkisiz, duyarsız, vurdumduymaz, bilinçaltı bilinçüstü boşaltilmış, halk olma duygusunu yitirmiş bir halk".
Egemen bu itaati sağlamak için her yola başvurmakta özgürdür artık. Ve itaat etmeyenler cezalandırılır. En tehlikeli itaatsizlik ise düşünmektir. Bu yüzden egemen, düşünce özgürlüğünün önüne kalın bir duvar örmekte geç kalmayacaktır.
Peki nereye kadar? İnsanların düşünmelerini nereye kadar engelleyebilir?
Ya da, tüm insanlar polis olduğunda, tutuklayacak kim kalır?
* * *
Nice hem mutlu, hem özgür "yeni 10 yıllara" Ekin tiyatrosu; İyi ki varsın.

Murat ATAK
Rejisör





Yazan : S. MROZEK
Rejisör : Murat ATAK
Tasarım : Hakan DÜNDAR
Reji asistanı : Nimet İYİGÜN
Işık tasarımı : Osman KOÇAK
Sahne amiri : Yıldırım ŞİMŞEK
Yapım : Faruk GÜVENÇ
   
OYNAYANLAR

Em. Gn. Md.
Nihat BÜYÜKTÜRKOĞLU

İç güvenlik bakanı
Ayhan AHISKAL

Kadın
Nurhan ÖZENEN

Komiser-Son mahkum
Erdem AKAKÇE

Son mahkum-Danışman
Yıldırım ŞİMŞEK

Polis
Oktay COŞAR

 
Halkla ilişkiler : Tarık GÜVENÇ
Hukuk müşaviri : Fevziye-Celal ÇETİNEL
Mali müşavir : Necmettin KELEŞ