|
HAFIZA-İ BEŞER
NİSYAN İLE MALULDÜR....
Her
şey hızla yaşanıyor ve bitiyor.
Yaşananlar ne kadar büyük şeyler olursa olsun,
bıraktığı izler ne denli olursa olsun, ertesi
gün her şey bitmiş oluyor.
Zaman hem bizi sağaltan bir dost hem de hafızalarımızı
kazıyan bir düşman.
Yaşıyoruz, yaralanıyoruz, unutmayız zannediyoruz,
unutuyoruz. Yaşama tanıklığımızı
korumak, öfkemizi bilemek istiyoruz ama zaman tanıklığımızı
da öfkemizi de silip götürüyor. Yaşamın
bu akıl almaz hızı unutkanlaştırıyor
bizi.
Ölenleri hızla unutuyoruz; zulümleri hızla
unutuyoruz; geçmişi hızla unutuyoruz; yaşananların
hepsini unutuyoruz.
‘Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür’
dermiş eskiler. İnsanın belleği diri tutmak,
unutmamak insan olmanın olmazsa olmazlarının başında
geliyor. Unutmamak, kim olduğumuzu, nerden geldiğimizi,
nereye gittiğimizi, yaşadıklarımızı,
acılarımızı, sevinçlerimizi, insanlarımızı,
değerlerimizi unutmamak...Tarihe kayıt düşmek...
Ama insan ne yazık ki unutuyor. Yaşamın olağan
koşuşturmacası, günümüzün giderek
artan yabancılaşma duygusu her şeyi ama her şeyi
hatta insanlığımızı bile unutmamıza
neden oluyor.
İşte sanat bunun için var, unutmamak için...Edebiyat,
tiyatro, müzik, sinemai resim, fotoğraf bunun için
var. Belleği diri tutmak için..Zaman zaman geçmişe
projeksiyonlar yapmak, küçük gel gitler yaşamak
için...
Ankara Esin sahnesinin tanık oldukları da onun belleğini
oluşturuyor. İşte Oyunun Sonu bu anlamda tiyatromuzun
belleğini diri tutma çabası bir bakıma.
Yaşananlar unutulmasın; bu sahnede beden bulan, anlam
bulan gerçekler belleklerden silinmesin diye..
Sahneye taşınan gerçekler kadar, bu hikayeleri
anlatanların yaşadıklarının da hikayesi.
Zaman zaman sahnenin üzerindeki hikaye, sahnenin arkasındakilerin,
üstündekilerin gerçek hikayeleriyle örtüşebiliyor
çünkü.
Bu yüzden Oyunun Sonu hem anlattığımız
hikayelerin bir resmi geçidi hem de bizim dünyamızın
samimi bir paylaşımı seyirciyle..
Paylaşacağımız ve karşılıklı
belleklerimizi tazeleyeceğimizi umuyoruz.
Faruk GÜVENÇ
TİYATRO DA CANLI
BİR ORGANİZMADIR...
Ankara Ekin Tiyatrosu ile ilk çalışmaya başladığım
oyun ‘Yüzsüz’. Dario Fo’nun metnini
ben çevirmiştim. Karşıyaka’da, Nikah
Sarayı’nın üzerindeki kafede metin üzerinde
ilk çalışmaları Şener Kökkaya
ile yapmış ve oyunun Türkçe adını
da orada yakıştırmıştık. O sıralar
Şener Kökkaya Ankara Ekin’in sanatçısıydı.
Faruk Güvenç ile ilk tanışmamız da
tiyatronun turnesinde, Foça’da yağmurlu bir
günde oldu. ‘Yüzsüz’ çalışırken
de tiyatronun provalarına konuk oldum ve bir süre sonra
da artık tiyatronun hemen hemen her çalışmasında
küçük kesintiler sayılmazsa bulunmaya başladım.
Ankara Ekin Tiyatrosu, Türkiye’deki tiyatrolar içinde
birçok özelliği ile ayrıksı yerini
koruyan bir tiyatro. Nedir bu ayrıksılıklar? Öncelikle
Türkiye’nin en çok turne yapan topluluğu.
Haritada görünmeyen yerlere bile gittiklerini biliyorum.
İkinci bir ayrksılığı; yaşama müdahale
eden, günle gündemle ilgili bir tiyatro yapıyor
ve bu özelliği ile de, amaçsız, hedefsiz
ve nedensiz repertuvar yapan tiyatrolardan ayrılıyor.
Ankara Ekin’in sahnesi Türkiye’nin son onbeş
yılının bir yansıması gibidir. İrtica,
yolsuzluklar, faili meçhul cinayetler, askeri müdahaleler
ve yansımaları, çarpık eğitim ve kültür
politikamız, anti-demokratik uygulamalar, yasaklar, işkence,
hukuksuzluk, düşünce suçları, sansür
ve hayatımızı saran her türlü çarpıklık
Ankara Ekin’in sahnesinde yansımasını bulmuştur.
Ankara Ekin’in Başka bir ayrıksılığı
da, tiyatro ustaları ile bu alana baş koymuş amatör
ve profesyonel gençlerin hep bir arada ve uyum içinde
çalışmasıdır. Doksanlı yılların
ikinci yarısından sonra tüm tiyatrolar ‘medyatik’
ama ‘oyuncu olmayan’ isimlere yönelir oldular.
Ankara Ekin burada da tiyatro adına taraf oldu ve bu tuzağa
düşmedi. Buna bağlı olan bir ayrıksılığı
da, Ankara Ekin’in bir isimle birlikte anılan bir tiyatro
olmamasıdır. Bun anlamda oldukça profesyonel
bir prodüksiyon tiyatrosu sayabiliriz Ankara Ekin’i.
Güne, gündeme müdahale eden ve sanatçı
sorumluluğu ile hareket eden bir tiyatro olarak Ankara Ekin
Tiyatrosu, yıllar boyu bunun faturasını da ödemiştir.
İşte Oyunun Sonu benim de uzunca bir bölümüne
tanık olduğum bu serüvenin, ayakları gerçekte
olan ama kurgusal bir yeniden sunumu. Plastik sanatlardan ödünç
alacağımız bir deyimle bir retrospektif; bir geriye
dönük sergileme. Bir canlı organizma olarak tiyatro,
yaşamın sonuna gelirse ya da ağır bir yara
alırsa yoluna devam edebilir mi ya da ederse nasıl eder?
Tiyatronun da yaşadıkları bir film şeridi
gibi bir anda gözünün önünden geçmez
mi? Bir yaşam muhasebesi oluşmaz mı?
Seyirciyle birlikte yaşanmış bir serüvene
başka bir gözlükle yeniden tanıklık etmek
ve günahıyla sevabıyla bir yaşamı yeniden
sorgulamak. Evet , tiyatro da bir canlı organizmadır
ve yaşamın kimi zamanlarında kendisiyle bitr muhasebeye
girişmek ister, özellikle de kriz anlarında bu
yolculuğa çıkmak ilginç olacak.
Bitirirken, Ankara Ekin’in ayrıksılıklarını,
farkını hep korumasını ve tiyatroda nice oyunlar
üretmeyi diliyorum, birlikte....
Doç.Dr. Semih Çelenk.
Derleyen ve Yazan
Faruk GÜVENÇ
Semih ÇELENK
Yöneten
Faruk GÜVENÇ
Dekor
Kenan ÜRÜT
Müzik
Kemal GÜNÜÇ
Koreograf
İhsan BENGİER
Işık Tasarımı
Osman KOÇAK
* * *
OYNAYANLAR
Ayhan AHISKAL
Bülent YILDIRAN
Serap KIRAN ÖNER
Asuman ÇİYİLTEPE
Ömer Faruk NAS
Murat DEMİRBAŞ
Tuna ÜLMAN
Kutlay AKBAL
Ebru EKMEKÇİBAŞI
|