Dynamic Drive DHTML Scripts- Ajax Tabs Content script
MİDAS'IN KÖRDÜĞÜMÜ
ALKIŞLARINIZ ÜLKEMİZE UMUT OLSUN!

Yıllar önce Aziz Nesin'in bir toplantıda anlattığı fikra nedense bugünlerde çok geliyor aklıma. Amerikalı bir heyet Anadolu'yu dolaşıyor. Akşam köyün birinde konaklayacaklar. Köyün muhtarı misafirleri kendi evinde ağırlıyor. Köylülerden heyete bir ihtimam bir saygı. Yemekler yenilip yatılıyor. Gecenin bir yarısında heyet başkanının tuvaleti geliyor. Kalkıyor yataktan tek tek bütün kapıları açıyor ama tuvalet yok. En sonunda muhtarı uyandırıyor. Muhtar, mahçup diğerlerini uyandırıyor. Muhtar ve diğerleri önde Amerikalı arkada evin karşısındaki derme çatma tuvalete gidiyorlar. Ellerinde kandiller. Gören fener alayı zanneder. Neyse Amerikalı hacetini yapıyor. Bizimkiler bekliyorlar. Sonra aynen fener alayı gibi eve dönüyorlar. Amerikalı muhtara diyor ki, "Muhtar, siz bambaşka bir milletsiniz. Çok fedakarsınız, misafirperversiniz, ama bir tek eksiğiniz var." Muhtar meraklanıyor. "Nedir?" diyor. "Organizasyon" diyor Amerikalı, "Sizde organizasyon yok." Muhtar sözü alıyor ve diyor ki, "Valla dediğini bilmem ama herhalde o da bizde olaymış, sen bizim toprağımıza pisleyeceğine biz gelir senin toprağına pislerdik" diyor.

Ülkemiz bir değerler karmaşası labirentinde gün geçtikçe daha umutsuz bir kayboluşu yaşıyor. İyilikten, güzellikten, kardeşlikten yana olan insanlar azınlıkta kalmış olmanın umutsuzluğu ve çaresizliğiyle çevrelerine bakıyorlar. 12 Eylül darbesi ile başlayan bu karanlığın meyvelerini gündelik yaşantımızın her evresinde görüyoruz bugün. Siyasal cinayetler, kültürel anlamda bir çoraklaşma, her türlü kurumun ve kuruluşun yozlaşması, eğitimsizlik, yolsuzluk, adam kayırmaca, düşmanlık, kin ve nefret... Ve seksenli yıllarda başlayan o "Her koyun kendi bacağından asılır" felsefesi.

Adına "küreselleşme" dediğimiz kapitalizmin bu çarpık aşaması, ulusların kendi değerlerini yerle bir ediyor, tüketici Özgür bireyi her şeyin önüne koyuyor ve "toplum" sözcüğünü "kamu" sözcüğünü gördüğünde ise haç görmüş şeytana dönüyor.
Bugün ülkemizde yaşananlar, toplumun derin acılar ve yoksulluklarla baş başa kalması, sağlığın, eğitimin, kültürün devletin desteğinden yoksun bırakılması planlı bir gelişmenin ürünü olarak gözükmektedir.
Toplumun en temel ihtiyaçları karşısında bile devlet vatandaşını bir müşteri gibi görmekte, "sosyal" sorumluluklarından sıyrılmaya çalışmaktadır.

Böylesi bir ortamda bir yandan kültür, sanat üretimi yapmaya, perdemizi açık tutmaya çalışırken öte yandan da sahnemizde çarpıklıkları, yanlışlıkları, tehlikeleri göstermeye devam ediyoruz.
Bu yıl, usta yazarımız Güngör Dilmen'in, yöneticilerin ve halkın zaman zaman ne tür aymazlıklara düşebileceğini tarihsel bir malzeme içerisinde anlatan "Midas'ın Kördüğümü"nü oynuyoruz. Çokça oynanmayan ama bizce çok önemli bir metni Erhan Gökgücü hocamız, yazarı Güngör Dilmen ile yeniden ele aldılar ve karşınıza yepyeni bir oyun çıkartma uğraşına girdiler.
Tüm olumsuzluklara rağmen tiyatro yapmaktan, sahne üzerinde olmaktan ve perdemizi açık tutmaktan dolayı mutluyuz. Alkışlarınız ülkemize umut olsun!

Faruk Güvenç


MİDASI'IN MI TÜRKİYE'NİN Mİ KÖRDÜĞÜMÜ...

Ben, tiyatro insanlarının kendi oyun dağarcıklarını, hikaye dağarcıklarını olabildiğince geniş tutmaları gerektiğine, her yeni durumda söyleyecek bir hikayeleri olması gerektiğine inanırım. Bizim tiyatromuz nedense hep benzer oyunların etrafında döner. Repertuvar politikamızı belirleyen düşünce, daha önce test edilmiş ve başarısı kanıtlanmış yazarları ya da metinleri yeniden yeniden seyircinin önüne çıkartmak üzerine kuruludur.

Yeni oyunlarla, yeni metinlerle risk alan yönetmen ya da tiyatro sayısı çok olmadığı gibi, anlattığı hikayenin bugüne, ülkeye, dünyaya dair birşey söylemesini dikkate alan yönetmen ve tiyatro sayısı da bir elin parmaklarını geçmez.

Ankara Ekin Tiyatrosu, kurulduğundan bugüne kadar, güne gündeme müdahale eden tiyatro yapmayı tercih eden bir topluluk olarak, şimdi karşımıza Güngör Dilmen'in Midas'ın Kördüğümü adlı oyunuyla çıkıyor.
Yönetmen Erhan Gökgücünü de Ankara Ekin Tiyatrosu'nu da bu isabetli seçimlerinden ötürü kutlamak gerekiyor. Midas'ın Kördüğümü içerdiği çağdaş mesajlara ve sorduğu güncel sorulara rağmen her nedense içinde bulunduğumuz dönemde hiçbir biçimde akla gelen bir metin olmamıştır. Oysa ki metnin, "dışa bağımlılık", "işbirlikçilik", "aymazlık" vb. birçok konuda sorduğu sorular, küreselleşmenin çökertmeye çalıştığı ulusların ve ulus devletlerin gündemindeki en önemli sorulardır.

Midas'ın Kördüğümü'nü, bugün azgın bir küreselleşme ile koyu bir milliyetçilik arasında gidip gelen dünya ve ülkemiz için başka çıkışlar olup olmadığını; "kolera" ya da "veba" arasında bir seçim yapmak dışında, kendi çözümlerimizi ve cevaplarımızı üretip üretemeyeceğimizi sormamıza aracılık edebilecek verimli bir metin olarak görüyorum.

Tiyatronun gerçek işlevini hatırlatan tiyatrolara ve tiyatroyu yaşamın içinde algılayan yaratıcı sanatçılara giderek daha çok ihtiyacımız olduğunu düşünerek, bu oyunun seyircilerine iyi seyirler diliyorum.

Doç.Dr. Semih Çelenk
DEU Güzeİ,Sanatlar Fakültesi


"MİDAS'IN KÖRDÜĞÜMÜ"NÜN PROVALARINDAN NOTLAR

Neyi anlatır Midas'ın Kördüğümü? Kör inançlara saplanmış, kendinin ve ülkesinin geleceğini atadan kalma bir kördüğümün çözülmesine bağlamış, uyarılara karşın ülkesinin içine düştüğü zaafi görmemekte direnmiş; finalde kendi ile birlikte ülkesinin de sonunu hazırlamış olan bir kralın, traji-komik öyküsünü...

Atatürk'ün "gençliğe sesleniş"inde açıkladığı vahim durumla bu ölçüde örtüşen bir sahne yapıtı daha bilmiyorum. Böylesine evrensel bir temanın aynı zamanda, bugünün Türkiye'sini de tanımladığı düşünülürse "Midas'ın Kördüğümü" müthiş bir yapıt. Son yıllarda neden oynanmadığı da ilginç bir soru.

Bazı dileklerim oldu ve sayın Dilmen oyunun üzerinde yeni bir çalışma yaptı. Bir oyun yazarının, rejisörle uyum içinde çalışması bizde az rastlanan bir şeydin Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.

Keçiler sağduyunun asık suratlı olmadığının kanıtı. Elbette naifliklerini korumalılar.

Midas'ın ve Frigya halkının trajik sonlarına acımalı mı seyirci? Kuşkusuz Midas'ınkine asla... Peki emperyalizmin işgaline uğrayıp dirlikleri, dinginlikleri yok olmuş bir halk iç acıtmaz mı? Olçüsü önemli. Seyircimizin kolayca kapılmaya eğilimli olduğu duygusallığı mizahın gücüne yaslanarak, onları kısa zamanda eleştiri mekanizmalarını işletmelerine yöneltmeli.

Desisenin vurgulanmasında grotesk tavırlar yararlı olacaktır.

Tiyatro sanatı haz verirken uyaran, düşündüren, soru soran bir sanat olduğu ölçüde kitlelere bağını pekiştirir.

Özverili ve coşkulu bir kadro ile çalışmanın mutluluğunu yaşadım. Eğlenerek, birbirimizi dinleyerek çalıştık. Sağ olsunlar; alkışları bol olsun.

Tasarımcımız Nursun Ünlü ile çalışmak bir zevk. Tasarımları çok güzel; ayrıca her şeye koşması da hayranlık verici

"İyi seyirler" dileyerek.

Erhan Gökgücü


 

yazan
güngör dilmen

rejisör
erhan gökgücü

dekor-kostüm
nursun ünlü

müzik
kemal günüç

danslar
ihsan bengier

ışık
osman koçak


* * *

 

OYNAYANLAR

erol kardeseci

ayhan ahıskal

emine semra gökalp

bülent yıldıran

halil esen

murat demirbaş

kutlay akbal

harun güzeloğlu

aliye kahraman

özgür gülgül

edip tüfekçi

miraç gül

fatih murat özdemir

selim kalıç

cem çırdaklı

burcu akpınar