DÜŞLERE BİR AĞIT
Hiçbir
insan, ona çocukluğunda anlatılan dünyayı yaşamaz. Yaşayamaz, Nedeni,
tabii ki değişen dünya anlayışı ve değerleridir. Gözümüzü açtığımızdaki
dünya ile şimdiki yaşadığımız dünya aynı değildir. Bunu elbette
kimse beklemez. Bekleyemez. Dünya büyümek zorundadır. Yerinde sayamaz.
Tıpkı bir çocuk gibi. Bizler eğitimimizin bir yerinden sonra, hayata
nasıl müdahale edeceğimizin planlarını yapmaya başlarız. Bir meslek
seçeriz önce, ardından bir eş. Uğraşılarımız özgür ve mutlu bir
hayat sürmek içindir. Bunun için her şeyi yaparız. Tüm engelleri
aşmaya çalışırız. Günün birinde gizli hayallerimizi hayata geçirmeye
yönelik teklifler alırız. Bu teklifin kimden, nasıl, ne biçimde,
hangi sebeple, ve niye geldiğine bakmazsızın kabul ederiz, Çünkü
düşlerimizi gerçekleştireceğizdir. Bunun için her şey mübahtır.
Az şey değildir yani. Yaparız. Teklifi değerlendiririz. Ve sonuçlarına
katlanırız. Sonuç, hüsrandır hep.
'Hiçbir Şey' adlı oyunumu yazalı iki buçuk yıl oldu. Ben, bana dayatılan
bu 'Yeni Dünya Düzeni'nin bir çocuğuyum. Bana bu hayalleri büyüme
çağımda, ülkemi idare edenler verdi. Onlara da dünyayı idare edenler.
Hepimiz ekonomik bir savaşın içine itildik. Yalnızca paradan para
kazanma hırsıyla büyüyen, çalışan yeni bir kuşak yetiştirildi. Emek
çöpe atıldı. Kazanmak için birbirini ezip geçen, çıkarcı, acımasız,
güvensiz, duygusuz, şiddet ve nefret dolu bir hayat verdiler bize.
Düşlerimizi bile buna endekslediler. Çıkarların savaştığı bir dünyada
yaşıyorum artık. Umarım benim çocuklarım bunları yaşamazlar.
Eğer cesaretimi toplayıp, bu dünyaya bir çocuk getirirsem.
'Oyun' ve 'Hayat' işte bu kadar acımasız. ironi yüklü. Okunması
zor bir 'Oyun' ve yaşanması zor bir 'Hayat' bekliyor sizi.
İyi seyirler...
RAŞİT ÇELİKEZER
yazar & yönetmen
Raşit Çelikezer, 1969 İzmir doğumlu.İşletme eğitimini yarım bırakıp
girdiği,İzmir D.E.Ü. GSF Sinema-TV Bölümünden 1995 yılında mezun
oldu. 0 günden beri İstanbul Sinema TV sektöründe senarist ve
yönetmen olarak çalışıyor. Yazdığı ona yakın senaryosu filme alındı.
Kısa filrnleriyle yurt içi ve yurt dışında bir çok festivale katıldı.
2000 yılından itibaren tiyatro için de eserler üreten yazarın
altı oyunu, Mitos Boyut Yayınevi tarafından dört kitap halinde
yayınlandı. Oyunları OT repertuarına alındı. Halen üç sezondur
TV için 'Çocuklar Duymasın' adlı dizi filmin yönetmenliğini yapıyor.
Oyunları: Yağmurum Olsana (2000), Yanlış Adamlar (2001), Mutlu
Beraberlik (200!), Bir Kuşluk Vakti (200!, Ankara DT'nda 2003-4
yılında sahnelendi. /Yön. Ali ipin),
Hiçbir Şey (2002), Otopark Cinayetleri (2003).
HİÇBİR ŞEY Mİ, O DA NE?
1980 yılında 12 yaşındaydım. Ülkede benim bildiğim çok fazla zengin
adam yoktu. (Bildiklerim Sabancı, Koç, vs...) Bu insanlar iş adamıydı.
Fabrikaları vardı. Biz bu insanlara fabrikatör derdik. 10 yıl sonra,
birden fark ettim ki ülkede çok zengin adam varmış. Peki bu nasıl
oldu?
Yani ben bunu neden 10 yıl sonra fark ettim?
"Parayla para kazanmak" diye bir cümle dolaşıyordu ortalıkta.
(Borsa, Hisse Senedi, Fonlar....) Bu yeni kelimeleri öğrenmem
biraz zaman aldı.
Bugün, 2004 yılında ben hala zengin değilim. Yaş 37. Ama yaşları
20-24 arasında değişen çok zengin var.
Ben bu geçen 24 yıl da ne yaptığımı biliyorum: Okudum, okulumu
bitirip Devlet Tiyatrosunda çalışmaya başladım. Üstelik 6 yıl
Diyarbakır Devlet Tiyatrosunda çalıştım. Ardından Ankara'ya geldim,
hala çalışıyorum ve hala zengin değilim. (Mutluyum ama zengin
değilim)
Peki ne yaptılar bu insanlar da zengin oldular?
"Hiçbir şey" yapmış olabilirler mi? Ya da
"Hiçbir şey" yapmamış olabilirler mi?
Ne garip?
İnsan "Hiçbir şey" yapmadan zengin olabilir mi? Raşit
Çelikezer'i okumanızı ya da oyunlarını seyretmenizi tavsiye ediyorum.
0 "hiçbir şey" yapmayanları tanıyor.
Bu oyunu çalışırken benimle bunları paylaştı. Hayır canım dedikodu
yapmadı. Oturduk adam gibi konuştuk. Ben bayağı aydın landım.
Şimdi paramı borsa da değerlendireceğim. Batarsam Yo! Hayır batmam
herhalde. Belki de fiyatı artıracak hisse senetlerinin haberini
bir yerlerden alırım. Ne dersiniz?
Belki de sırf zengin olmak için her şeyi göze alırım. Çalarım!
Tabi bu oyunun sonu beni biraz endişelendiriyor.
Ya her şeyi yüzüme gözüme bulaştırırsam?
Neyse siz oyunu önce seyredin de sonra konuşuruz. Daha öğreneceğim
çok şey var. Belki sizin de öğreneceğiniz şeyler var.
Oyunda görüşmek üzere.
Ha! Bu arada yazıyı kalemle yazdım. Ne yazık ki Laptop'ım yok.
İmla hatası yaptıysam özür dilerim.
Hakan Çimenser
NEREYE GİDİYORUZ?
"Her mahallede bir milyoner" yaratacaktık önce, Allah
için yarattık da...
Sonra "özel teşebbüs, güzel teşebbüs" diyerek, hem de
"teşebbüs hürriyeti"ni "fikir özgürlüğü"nün
de önüne koyan bir başbakanımız oldu. Onun önümüze koyduğu ise
"köşeyi dönme" hayali idi. Biz "hayali ihracat"
diye bir şeyi 8o öncesinden biliyorduk. Daha sonra "usulsüz
teşvik ve krediler"i öğrendik. Sonra "batık banka"lar
girdi sözlüğümüze, sonra "hortumlama"...
Cumhuriyet'in savaştan çıkmış kadrolarının görebildiğini ne yazık
ki ülkeye yön verenlerimiz yıllardır göremediler ve göremiyorlar.
Bir ülkenin asıl ve tek zenginlik kaynağı insandır, İnsan malzemesidir.
Bir ülkenin insanı bozulmaya, yozlaşmaya başladı mı geleceğe ilişkin
umutları da söner. Oysa ki, fakirlik, az gelişmişlik başlı başına
bir sorun değildir. Bir ülkede insana yeterince yatırım yapılmıyorsa,
insan malzemesinin niteliği önemsenmiyorsa, her sorun günü birlik
çözümlerle, halk dalkavukluğuyla çözülmeye çalışılıyorsa o ülkenin
insan malzemesi giderek yaralanıyor, örseleniyor demektir. Bugün
milyonlarca gencimizin önüne koyduğumuz, "her koyun kendi
bacağından asılır" düşüncesinden başka bir şey değil. Bir
yanda, işsizlik, yoksulluk ve eğitimsizlik kıskacında yer alan
milyonlarca genç; öte yanda iyi eğitim görme şansını yakalamış,
muteber mesleklerden birine atılıp kısa sürede "köşe dönme"
hayalinin peşinden sürüklenen ve bunun için en temel insani doğruları
bile görmezden gelmeye razı gelen, yüzlerinde ki gençlik ışıltısını
kör edici bir hırsa bırakan gençler...
Nasıl bir geleceğe doğru yol alıyoruz?
Bu milyonlarca gencin önüne nasıl bir gelecek koyacağız? Ne diyeceğiz
onlara? "Çocuklar sizde diğer arkadaşlarınız gibi çalın,
çırpın, vurun, soyun, yolunuzu bulun, kısa yoldan meşhur olmanın
yollarını arayın"mı diyeceğiz?
Televizyonlarda her gün o hazin manzarayı izliyorsunuz. Kimi usta
tiyatro ve ses sanatçılarının nezaretinde işlenen o insanlık suçuna
siz de tanık oluyorsunuz. Gencecik insanlar ekranlarda, milyonların
önünde sorguya çekilmeye, onurlarıyla oynanmasına, özel yaşamlarının
didik didik edilmesine ses çıkartmadan rıza gösteriyorlar. Nedeni
basit. Çünkü şans onlara gülerse birkaç ay içinde çok meşhur bir
"sanatçı" olabilirler.
Nereye gidiyoruz biz?
Eskiden "sanat" denince yıllar boyu verilen emek, çekilen
sefalet, direnç, sanatçı onuru, dürüstlük, erdem gibi kavramlar
akla gelirdi. Yarım yüzyıllarını sahne üzerinde tüketen ustalara
haksızlık olmuyor mu? Yozlaşma ağacın köklerinden itibaren bütün
gövdesini kurutmaya çalışıyor. Bu erdem ağacımız bir gün yerle
bir olduğunda tutunacak bir dalımız, sırtımızı yaslayacağımız
bir yerimiz kalmayacak. Biz ne mi yapıyoruz?
Biz bugün geleceğe ilişkin umudumuzu diri tutmaya çalışıyoruz.
Tiyatro alanında yeni kalem oynatmaya başlamış yetenekli, genç
bir yazarımızın, Raşit Çelikezer'in gündelik yaşamdaki yozlaşmayı,
değersizleşmeyi, çürümeyi anlatan oyununu taşıyoruz sahneye. Ve
o can alıcı soruyu bir kez daha sorma gereği duyuyoruz:
Biz nereye gidiyoruz?
Ve o gittiğimiz yerde elimizde kalan "hiçbir şey" olmayacak
mı?
Faruk Güvenç
Kurucu
| yönetmen |
: Raşit Çelikezer |
| dekor |
: Ziya Aygüney, Ayşen Gürevin
K. |
| ışık tasarımı |
: Osman Koçak |
| yönetmen yardımcısı |
: İbrahim Selim |
| yapım |
: Ankara Ekin Tiyatrosu |
| Yapımcı |
: Faruk Güvenç |
| |
|
| oyuncular |
| Hakan |
: Hakan Çimenser |
| Metin |
: Sabri Özmener |
| Aslı |
: İpek Atagün |
|