|
GERÇEK KURBANIN
ACISI YA DA SANAT MI HAYAT MI DAHA GERÇEK?
Erol DEMİRÖZ-Rejisör
Gündelik
hayatımızda binlerce oyun yaşarız. Bunların
bir kısmı olağan, sıradan olaylardır
ve hiçbir ilginçliği yoktur. Kimi olaylar ise
sıradışı, olağandışı olaylardır.
Bunlardan kimi sadece olağandışı olmakla kalır.
Bir cinayet, bir trafik kazası, bir intihar insanlar için
ilgi çekici, olağandışı olaylardır.
Ancak bunların hiçbiri sadece olağandışı
olmakla sanatın malzemesi olamazlar.
Gündelik hayatımızda
yaşanan bir olayın bir “sanat eseri”ne dönüşebilmesi
için, içerisinde insana ait çelişkiler
taşıması gerekir. Ama bir olayın “sanat
eseri” olması için tek başına bu da
yeterli değildr. Aslolan bir sanatçının
bu insana ait çelişkilerle dolu olayı, estetik
bir endişe kurması, inşa etmesi gerekir.
Sanat keserek, biçerek,
ekleyerek yapılan bir inşaattır.
Tiyatro bu inşaatın
görsel ve dramatik olarak yapılmasıdır.
Ama tartışma gerçek
olaydan esinlenerek ortaya çıkartılan “sanat
eseri” ile bitmez. Bu kez bu eser, gerçek hayata
gönderme yapılarak değerlendirilir. Sanatın
kendi gerçeği gözardı edilir.
Bizim ortaya koyduğumuz oyun
işte bu kesişme noktasına denk düşmektedir.
Sanat mı hayat mı daha gerçektir? Gerçek
kurban, kendi yaşantısından yola çıkarak
ortaya konan sanat eserini kendi hayatına gönderme yaparak
değerlendirir. Oysa ki, çekilen filmin gerçeği
bambaşkadır. Ortadaki tek gerçeklik senaryodur.
Gerçek kurbanın yaşadığı acılar
bu olayı canlandıran oyuncu için hiçbir
şey ifade etmez. O eserin gerçeği içerisinde
kendisinden isteneni verme çabasındadır.
Ancak olayın gerçeğini
yaşayan, acıyı tüm benliğiyle yaşayan
gerçek kurbanın acısı belki de tam olarak
bir eserin içine giremez. Tıpkı her hasta ile
empati kuramayan doktor gibi. Doktorlar her hasta ile empati kurduğunda
meslekleri yapamaz hale gelirlr. Bu çok doğrudur.
Ancak bir insanı hayata döndürme işiyle uğraşan
insanlar hastaya tamamen de yabancı duramazlar. Bizce hayat
ile sanatın ilişkisi bu noktada yatmaktadır. Hem
hayattan farklı bir eser üretmek hem de hayatın
gerçekliğini, duygusunu, rengini unutmamak...
İyi seyirler diliyoruz.
ENGELLEMELER, YASAKLAMALAR
DERKEN ŞİMDİ DE KRİZ...Faruk
GÜVENÇ-Yapımcı
Yeni bir sezon...
Her sezon başlangıcı
biz tiyatro emekçileri için yeni umutlar ve yeni
bilinmezlikler demektir. Seyircimize yeni hikayeler anlatma coşkusunu
yaşamaktır. Yeni yeni seyirciler edinme telaşıdır.
Yeni bir sezon...
Her sezon bizler için bir
sorunlar yumağıdır. Yasaklamalar, maddi sıkıntılar,
teknik ve kadro sorunları...
Ama bu kez farklı bir sezon
başlangıcı yaşıyoruz.
Bir yandan yıllardır
duyurmaya çalıştığmız vurgunlar,
soygunlar ve hortumlamalar bir bir yargı karşısına
çıkarken; halkımız da 80’lerden başlayarak
ivme kazanan “serbest hortumlama” düzeninin sonuçlarını
bugün açık bir biçimde görüyor
artık.
Ama sonuç ülkemiz
için çok ağır..
Milyonlarla artan işsiz sayısı, bunalımlar,
hacizler, iflaslari intiharlar...
Giderek içine kapanan, susan ve demokratik refleksleri
kaybolan bir topluma sahip olmaya başlıyoruz.
Bunları nasıl aşacağız? Bunları
aşabilir miyiz?
Sorunların kaynağını bu çarpık
düzen ve çözümünün de köklü
bir değişim olduğunu biliyoruz.
Ancak tiyatro her zaman dediğimiz
gibi, hayatta oynanan görünmez oyunları görünür
oyunlar yapma yeridir. Tiyatro ezilen, horlanan, aşağılanan
insana güç kazandırma, değişme ve değiştrme
mekanıdır. Sorunlarımızı, birbirimize
tutunarak, hikayelerimizi paylaşarak aşacağız.
Ve yeni hikayelerimizle birlikte
sizlerle buluşmayı bekliyoruz.
Ancak tiyatromuz da yaşanan
bu ekonomik krizden payına düşeni alıyor.
Ekonomik olarak hiç de parlak durumda olmayan siz seyircilerimizin
istemeyerek de olsa tiyatro salonlarına giderek daha az geldiğini
üzülerek gözlemliyoruz. Yaşamın doğal
gereği, ekmek önce geliyor. Ancak unutmamak gerekir
ki, yaşantımızı cehenneme çevirmeyi
amaçlayanların istediği de, bizleri sanattan
uzaklaştırarak, demokratik reflekslerimizi zayıflatmaktır.
Bizler, seyircilerimizin desteğiyle
bu oyuna gelmeyeceğiz ve kendi oyunumuzu oynamayı sürdüreceğiz.
Bir kez ve bir kez daha yaşasın tiyatro!
YAZARIN MÜNAFIKLIĞI
Erhan GÖKGÜCÜ-Yazar
Bütün oyunlarımda
insanlığın ve ülkemin insanlarının
sancılarını anlatmaya yöneldim. Bazen acıyı
öne çıkararak, bazen eleştirel bir gülüşle
yaklaşarak... Ama oyunlarımdaki yaşantılar
insanlık tarihinin yabancısı olmadığı
acıları, sorunları yansıtır. Sanırım
bu nedenle oyunlarımda ulusallıkla evrenselliğin
örtüştüğü söylenir.
Türk oyun yazınında
tarihi içerikler önemli bir yer tutar, ama yakın
tarihimize yaklaşmlar yazık ki az sayıda. Oyunlarımda
yakın tarihimize resmi tarih sayfalarını kapayarak
bakmayı yeğledim; böyle bir bakış açısının
demokrasi kültürümüze küçük
de olsa bir katkı vereceğini düşündüm
hep. “Gerçek Kurbanın Acısı”na
böyle bakılabilir.
Insanlık tarihi, insanlar
için doğru, yararlı, güzel düşünceler
üreten, bunları insanca var etmenin yöntemlerini
araştıran bir dolu aydının yok ediliş
hikayeleri ile doludur. Resmi tarih pek dile getirmez bunları;
toplumun büyük kesimi de bir süre sonra unutur,
umursamaz ya da... Belleği olmayanın geleceği olabilir
mi? Ancak, belleğimizi diri tutmak yalnızca isim anmak
mıdır? Yoksa acıları içimizde diri
tutup, o acının neden yaşandığını
düşünerek daha aydınlık bir geleceğin
nakışını örmek mi gerekir?
Oyunlarımın çoğunu
epik yöntemle yazdım; bu böyle değil. Sanırım
ülkemin yakın tarihinde yaşadıklarının
etkisiyle acıyı ta içimde duyuşumdan olmalı.
Yine de “oyun içinde oyun” tekniği bir
ölçü yabancılaştırmanın yabancılaştırması
olarak görülebilir. Ya da bir trajik komedi olarak bakılabilir
mi? Genç kadın oyuncunun kendine neleri dert ettiğine
şaşmamak olası değil; başrolü kapmış,
rejisörü de memnun, öyleyse ne diye çırpınıp
duruyor? Belli ki “aklı kıt parası çok”
Evet, yazdıklarımda
insanlığa olan sorumluluğumu taşımaya
çalıştım. Toplumuma olan borcumu biraz olsun
ödemenin yolunu böyle buldum. ( bu cümleyi hala
yaşayan Aziz Nesin ustamdan çaldım; hoşuna
gideceğini biliyorum). Birileri de, sağolsunlar ödüllendirdi
oyunlarımı. Ama başka birileri de, hem de belki
çok yakınımda olanlar onları yok saydı.
Oysa bir tiyatro yapıtı sahneye taşınmadıkça
bir oyun değildir. Bu nedenle Ekin Tiyatrosu’na, bu
oyunun ekibine teşekkürlerimi sunuyor, yürümeyi
hedefledikleri yolda başarılı olmalarını
diliyorum.
| Yazan |
: Erhan GÖKGÜCÜ |
| Rejisör |
: Erol DEMİRÖZ |
| Dekor/Kostüm |
: Suar ŞEYLAN |
| Reji Asistanı |
: Filiz ELMAS, Ceyda ERDEMLİ |
| Işık Tasarımı |
: Yüksel AYMAZ |
| Yapım |
: Faruk GÜVENÇ |
| |
|
| ROL ALAN SANTÇILAR |
| Jale AYLANÇ |
| Serap KIRAN ÖNER |
| Cavidan POLATKAN |
| Bülent YILDIRAN |
| Koray ERGUN |
| Bülent AKSOY |
| Başak ULAŞER |
| Cevat DUMAN |
| Damla PAKSOY |
| Murat ERGENLİOĞLU |
| Gökhan YILMAZ |
|